Bitkiler ve Diğer Etken Maddeler

Altın kök, arktik kök ya da gül kökü olarak da bilinen Rhodiola Rosea, Crassulaceae ailesine ait olup Avrupa’nın vahşi bölgelerinde, Asya ve Kuzey Amerika’da yetişen çiçekli bir bitkidir. Kökü rosavin ve salidrosid başta olmak üzere 140’tan fazla aktif bileşen içerir.

Bugüne kadar kesin kanıt olarak gösterilebilecek klinik araştırmalar olmamasına rağmen tarih boyunca geleneksel tıpta yorgunluk giderici, adaptojen (dengeleyici), anksiyete (kaygı bozukluğu) ve depresyon tedavi edici olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise yorgunluk, stres ve depresyonu azaltmaya, beyin fonksiyonlarını ve egzersiz performansını iyileştirmeye yardımcı olabileceği düşünülerek gıda takviyesi olarak kullanılmaya devam edilmektedir.

Kesin kanıt olarak kabul edilmese de yapılan birçok çalışmada; yorgunluk, bitkinlik ve kaygı gibi stres semptomlarında, yaşam kalitesi, ruh hali, konsantrasyonda, genel depresyon, uykusuzluk ve duygusal stabilitede, egzersiz süresinde önemli gelişmeler tespit edilmiştir. Bunun dışında da hayvanlarda yapılan bazı çalışmalarda kan şekerini düşürmeye ve bazı test tüpü çalışmalarında mesane, kolon, meme ve karaciğer kanseri hücrelerinin büyümesini engellemeye yardımcı olabileceği yönünde tespitler mevcuttur.

Rhodiola Rosea, güvenilirdir ve iyi tolere edilir, günlük 600 mg a kadar kullanılması güvenli kabul edilmektedir.

Citrulline ya da L-Citrulline, üre siklüsünde L-Arginin ve L-Ornitin ile birlikte bulunan üç diyet amino asdinden biridir. Citrulline, kullanımdan sonra vücutta L-Arginin’e dönüşen bir amino asittir ve bağırsaktaki emilimi L-Arginin’e göre daha yüksektir. Bu da citrulline takviyesinin vücuttaki L-Arginin seviyesini arttırmak için L-Arginin takviyesinden daha etkili bir yöntem olduğu anlamına gelir. Ayrıca L-Arginin ve L-Ornitin fazla doz alındığında ishale neden olmasına rağmen L-Citrulline’in böyle bir yan etkisi yoktur.

Citrulline genel olarak performans artırıcı ve amino asit takviyesi olarak kullanılmaktadır. Kesin kanıt olarak kabul edilmese de yapılan bazı çalışmalarda; yorgunluk ve kas ağrılarını azalmaya, nitrik oksit düzeyini arttırmaya, kan akışı ve kalp kasılma gücünde gelişime, enerji üretiminde görevli ATP miktarında ve büyüme hormonunda artışa yardımcı olabileceği yönünde sonuçlar alınmıştır. Ayrıca yine yapılan bazı çalışmalar sonucunda erektil etkisinin de olabileceği bulgularına ulaşılmıştır.

Panax ginseng, Asya ginsengi, Çin ginsengi veya Kore ginsengi olarak da bilinen ginseng, kökü orijinal ginseng kaynağı olan bir bitki türüdür. Doğu Asya dağlarında yetişen çok yıllık bir bitkidir. Ginseng yüzyıllardır geleneksel tıpta kullanılmış olsa da, modern klinik araştırmalar tıbbi etkinliği konusunda yetersizdir. Ginseng'in herhangi bir tıbbi durumu tedavi etmede etkili olduğuna dair önemli bir kanıt yoktur.

Yapısında bağışıklı sistemi dengeleyici ve anti-kanser özelliğe sahip ginsenosidler ve polisakkaridler mevcuttur. Kesin kanıt olarak kabul edilmese de yapılan birçok çalışmada; yorgunluk gidermeye, depresyon etkilerini azaltmaya, uyku kalitesini arttırmaya, kan akışında artış ve kan şekerinde azalmaya, kas ve DNA hasarlarını azaltmaya ve bilişsel gerileme ile ilişkili semptomlarda azalmaya yardımcı olabileceği yönünde bulgular tespit edilmiştir.

5-HTP tam adıyla 5-hidroksitriptofan beyindeki hücreler arasındaki mesajların iletilmesini sağlayan “seratonin” nörotransmitterinin öncülüdür ve “Griffonia simplicifolia” adlı bitkiden üretilir. Yani 5-HTP, seratonin üretilmesi için bir araçtır. Serotonin, sinir hücreleri arasındaki iletişim açısından çok büyük önem taşır. Serotonin miktarındaki artış sinir hücreleri arasında daha verimli bir iletişime sebep olarak beyin aktivitelerinin, konsantrasyonun ve bilişsel fonksiyonun gelişmesine yardımcı olur.

Depresyonun kesin nedeni büyük ölçüde bilinmemekle birlikte, bazı araştırmacılar serotonin dengesizliğinin ruh halinizi depresyona yol açacak şekilde etkileyebileceğine inanmaktadır. Akşamüzeri ve gece vakitlerinde insanların karbonhidrat içerikli yiyecekler tüketme isteğinin nedenlerinden bir tanesi, bu zamanlarda serotonin seviyelerinin normalden daha düşük olmasıdır. Normal serotonin seviyelerine sahip insanlar daha tatmin olmuş hissederler ve iştahlarını kontrol altında tutabilirler.

Serotonin, melatonin hormonuna dönüştürülebilir. Melatonin uykuyu düzenlemede önemli bir rol oynar. Akşamları uykuyu arttırmak için yükselmeye ve sabahları sizi uyandırmaya yardımcı olmak için düşmeye başlar. Bu nedenle, vücudunuzdaki melatonin üretimini artırmak uykuyu iyileştirebilir.

Düşük serotonin seviyeleri migren ve baş ağrılarından, uykusuzluk ve fazla vücut ağırlığına kadar birçok sağlık sorununa neden olabilir. Daha ciddi durumlarda ise dikkat dağınıklığı, saldırgan davranışlar, anksiyete, sinirlilik ve depresyon gibi psikolojik sıkıntılar ortaya çıkabilir.

Özet olarak seratonin;

  • Dinlenme ve rahatlama süreçlerini düzenler,
  • Uyku döngüsünün düzenlenmesini sağlar,
  • Derin ve sağlıklı bir uykuya olanak verir,
  • İyi hissetmenizi sağlar ve modunuzu yükseltir,
  • Bilişsel yetenekleri ve konsantrasyonu arttırır,
  • Dürtüsel besin tüketimine olan yatkınlığı azaltır,
  • İştahı ve vücut ağırlığını kontrol etmeye yardımcı olur.


Valerian yaygın olarak kedi otu diye bilinir. Kedi otu, Yunan ve Roma döneminden beri sık sık uyanma ve hafif uyuma, huzursuzluk ve sinirsel nedenlerle uyuyamamaya karşı, sinirsel huzursuzluk, sinirsel mide bağırsak ağrıları, sinirsel kalp rahatsızlıklarında, gerginlik ve telaş, korku, stres gibi rahatsızlıklara yardımcı olacağı düşünülerek kullanılan şifalı bir bitkidir. Çiçekleri parfüm yapımında kullanılırken kökleri rahatlatan ve uyku verici bir etkiye sahiptir. Ayrıca menopoz, adet öncesi sendrom, baş ve kas ağrısına iyi geldiğine dair pek çok kaynak bulunmaktadır.

Kedi otunda bulunan bileşiklerin çoğu beyinde bulunan gama aminobütirik asit (GABA) ile etkileşime girmektedir. Valerin içinde temel olarak aşağıda belirtilen bileşikler mevcuttur.

  • Valerenik asit: Beyindeki GABA reseptörlerini etkileyerek, stres, korku ve kaygıyı önlemeye yardımcı olur. Anksiyolitik (kaygı ve korku giderici) ilaç gibi etki edebilir.
  • İzovalerik asit: Ani ve istemsiz kas kasılmaları ve epilepsi tedavisine yardımcı olabileceği düşünülmektedir.
  • Linarin: Uyku artırıcı etkisi olan antioksidan bir flavanondur.
  • Hesperidin: Strese karşı ve duygusal tepkileri yatıştırıcı etkileri olduğu düşünülmektedir.
  • İridoidler: (Valepotriatlar ve türevleri) sakinleştirici etkileri olduğu düşünülmektedir.

Yapılan araştırmalar, kediotu kökünün stresli durumlara yanıt olarak ortaya çıkan kaygılı duyguların hafifletilmesine yardımcı olabileceğini göstermektedir. Bunun yanında birçok antianksiyete veya uyku ilacından farklı olarak, kediotu önerilen dozda alındığı sürece bağımlılık veya bırakılması durumunda geri çekme belirtileri ile ilgili sorunlara neden olmamaktadır. Kediotu alkol, benzodiazepinler, barbitüratlar, opiatlar, kava veya antihistamin ilaçlar gibi diğer depresanlarla birlikte kullanılmamalıdır.

Çarkıfelek bitkisi olarak da bilinen passiflora, sarmaşık türünde tırmanıcı bir çiçektir. Huzursuzluk, endişe, adet görme ve menapoz dönemindeki ruhsal sıkıntı ve gerginlikte, uykusuzluk gibi şikâyetlerin giderilmesine yardımcı ve destekleyici olarak kullanılır. Etkilerinin görülebilmesi için en az 5-6 gün kullanılması gerekmektedir.
Avrupa İlaç Kurumu (AİK) passiflorayı “Geleneksel Bitkisel Tıbbi Ürün” olarak kabul ederek kullanım amacını, “Stresin hafif belirtilerine ve uyku düzenini sağlamaya yardımcı olma.” Şeklinde ifade etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ise passiflorayı “Huzursuzluk, endişe, adet görme ve menapoz dönemindeki ruhsal sıkıntı ve gerginlikte, uykusuzluk gibi şikâyetlerin giderilmesinde destekleyici olarak kullanılır” ifadesi ile tanımlamıştır.

Passiflora, beynin GABA kimyasalını daha fazla salgılamasını sağlar, sakinleştirici (sedatif) etkisini de bu özelliğinden alır. Bir sinir taşıyıcısı (nörotransmiter) olan GABA, stresle ilgili mesajların merkezi sinir sistemindeki alıcılara (reseptör) ulaşmasını engelleyerek aşırı heyecanlanmayı ve kaygı duymayı önler. Bu nedenle de rahatlatıcı, ağrı kesici, kas gevşetici, anksiyete azaltıcı ve sakinleştirici gibi etkiler sağlar.

Passiflora uyku sorunlarında en yaygın kullanılan bitkisel çözümlerden biridir. Yapılan araştırmalar, passifloranın uykuya dalmayı kolaylaştırmaya ve derin uykunun süresini uzatmaya yardımcı olabileceğini göstermektedir. Passifloranın vücuttaki GABA seviyelerini arttırması nedeniyle anksiyete dindirici (anksiyolitik) ve sakinleştirici etkilerinin olabileceği düşünülmektedir. Araştırmalar sonucunda 3 ila 6 hafta boyunca passiflora kullanımının, menopozun baş ağrısı, depresyon, uykusuzluk ve öfke gibi etkilerini hafifletmeye yardımcı olabileceği tespit edilmiştir.

Yapılan bazı araştırmalara göre passifloranın epilepsi krizleri konusunda da olumlu etkilere sahip olabileceği düşünülmektedir. Bu alanda daha fazla çalışmaya ihtiyaç olsa da, passifloranın epilepsi krizlerinin kısalmasına ve aralarındaki sürenin uzamasına yardımcı olabileceği düşünülmektedir.

Passifloranın içinde çok sayıda antioksidan bileşen de bulunur. Özellikle kuersetin bileşeni, hücrelere zarar veren serbest radikal moleküllerinin vücuttan atılmasında ve inflamasyonu azaltma konusunda çok etkilidir. Bu nedenle passifloranın antioksidan ve antienflamatuar etkilerinin olabileceği düşünülmektedir.

Passifloranın merkezi sinir sistemi üzerindeki rahatlatıcı etkisi nedeniyle, sigarayı bırakmaya çalışan kişilerin yaşadığı yoksunluk belirtileri, nikotin krizleri ve nikotin yoksunluğunun uyku düzenindeki olumsuz etkilerini hafifletmeye yardımcı olabileceği düşünülmektedir.

Melisanın bir diğer adı oğul otudur. Bu isim kimi bölgelerde "kovan otu" olarak da geçer. Bu ismin sebebi, oğul arıların kovanlarından ilk ayrılışlarının ardından kendi kovanlarını yaparken bal yapmak için tercih ettikleri ilk bitkinin melisa olmasıdır.

Melisa otu, sakinleştirici özelliği ile bilinen limon kokulu şifalı bir bitkidir. Tarih boyunca özellikle ruhsal sorunların yatıştırılması için kullanılmıştır. Hafıza ve öğrenme yetisine olumlu etkilerinin olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca uykusuzluk, endişe, migren ve diyabet gibi sağlık sorunları ve adet sancılarını önlemeye yardımcı olarak kullanılır.

Melisa otu, A vitamini ve C vitamini, folik asit, potasyum, kalsiyum, demir, çinko, lif ve tanen (tannik asit, polifenolik bileşik) açısından zengindir. Ayrıca flavonoidler (insan vücudunda antioksidan işlevini yürüten bitkisel besin maddesi grubunun genel adı) bakımından doyurucudur.

Yapılan bir çalışmada, melisa otunun laboratuvar kaynaklı psikolojik stresin olumsuz duygu durum etkilerini azaltmaya yardımcı olabileceği tespit edilmiştir.

Son yıllarda yapılan pek çok bilimsel araştırma, melisa otunun özellikle kadınlarda görülen cinsel isteksizlik sorununa olumlu etkiler oluşturmaya yardımcı olabileceği tespit edilmiştir

Yapılan bir çalışmada ise melisa otu içeren gıdaların ruhsal ve bilişsel etkileri incelenmiştir. Katılımcılardan hafıza, matematik ve konsantrasyonla ilgili bilişsel görevler yapmaları istenmiş ve melisa kullanımının bilişsel işlevlerin artmasına yardımcı olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Yine de ek çalışmalara ihtiyaç vardır.

Melisa otunu kediotu ile birleştirmek, uykusuzluğun giderilmesine yardımcı olabilir. Yapılan bir çalışmada 4 hafta kullanım sonunda alınan sonuçlara göre uykusuzluk sorunlarına olumlu etkiler oluşturmaya yardımcı olabileceği tespit edilmiştir.

Melisa otunun adet ağrıları ve kramplarını ve adet öncesi sendromunu (PMS) hafifletmeye yardımcı oolabileceğini gösteren araştırmalar vardır. Yapılan bir araştırmada, 3 ayın sonunda melisa otu alan grubun semptomlarında olumlu gelişmeler tespit edilmiştir.

Melisa otunun, özellikle stres sebebiyle meydana gelen baş ağrısını olumlu etkilerinin olabileceği düşünülmektedir. Rahatlatıcı özellikleri ile kasların gevşemesine ve gerginliğin azalmasına yardımcı olması nedeniyle baş ağrısına da katkıda bulunabilecek daralmış kan damarlarını açmaya ve rahatlamaya da yardımcı olabilir.

Papatya papatyagiller familyasına ait hoş kokulu sarı-beyaz renkte çiçekler açan ve yaprak dökmeyen çok yıllık bir bitkidir. Papatya, uzun süredir güvenli ve etkili tıbbi kullanım geçmişine sahip yaygın bir bitkidir. Papatya kullanılarak hazırlana ürünlerin hem dahili hem de harici kullanımı mevcuttur.

Uyku bozuklukları, romatizmal rahatsızlıklar, sindirim problemleri, bulantı ve mide kasılmaları gibi problemlere olumlu etkiler oluşturmaya ve kaygıyı azaltma ve genel bir rahatlama sağlamaya, kaslarda gevşeme ve kramplarda azalmaya, bayanlarda adet dönemi kasılmalarını hafifletmeye ve bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olarak kullanılmaktadır.

Kara Mürver bitkisinin latince adı “Sambucus Nigra” İngilizce ismi de “Elderberry” olup hanımeligiller (Caprifoliaceae) familyasından. Avrupa ve Kuzey Amerika’da yaygın olan bitki, ülkemizde de yetiştirilmektedir. Tıbbın babası Hipokrat ise bu bitkinin sonsuz faydalarını deneyimleyerek bu bitkiye tüm bitkilerin “ecza dolabı” adını vermiştir.

Geniş bir kullanım alanı olan mürver, özellikle bağışıklık sistemini güçlendirmeye, grip ve nezle gibi hastalıkların tedavisine ve alerji ataklarını hafifletmeye yardımcı olarak kullanılmaktadır. Bakteri ve enfeksiyonlara karşı korumada, kan şekerini düşürmede ve kilo kontrolünde de destekleyici olarak kullanılır.

Mürverin insan bağışıklık sistemine olumlu etkileriyle ilgili çok sayıda bilimsel araştırma yapılmıştır. Yapılan birçok çalışmalarda, vücudun direncini arttırdığı ve hastalıklardan koruduğu ile ilgili sonuçlara ulaşılmıştır. Mürver takviyelerinin, viral enfeksiyonların neden olduğu üst solunum yolu semptomlarını azaltabildiği ve hafifletmeye yardımcı olduğu araştırmalarla desteklenmektedir. Son yıllardaki çalışmalar sonucu kara mürver ekstresi, influenza ve soğuk algınlığına bağlı semptomların giderilmesinde ön plana çıkmış bir takviyedir. Kara mürver bu etkisini influenza virüsünün hücreye girişini önleyerek göstermektedir. Yapılan güncel bir meta-analiz sonucuna göre de kara mürver takviyesinin üst solunum yolu hastalıklarına karşı koruyucu olduğu rapor edilmiştir.

Mürverde bulunan antioksidan ve anti-enflamatuar bileşiklerin eklem ağrılarını hafifletmeye yardımcı olduğu, içerdiği yüksek orandaki temel mineraller ile de kemiklerin gücünü arttırmaya ve kemik dokusunun gelişimini desteklediği düşünülmektedir. Ayrıca mürverdeki yüksek potasyum seviyesi, kan damarlarının ve arterlerin (atardamar) gerginliğini gevşeterek kalp sağlığına katkıda bulunur.

Nar kabuğu, fenolik asitler (hidroksisinnamik ve hidroksibenzoik asitler), flavonoidler (antosiyaninler, kateşinler ve diğer kompleks flavonoidler) ve hidrolize edilebilir tanenler (ellagik ve gallik asitler, pedunculagin, punikalin ve punikalajin) içermesi nedeniyle çok değerli bir biyoaktif bileşen kaynağıdır. Bitkisel kaynaklardan elde edilecek biyoaktif bileşenlerin günlük tüketimlerinin arttırılması oluşabilecek rahatsızlık ve hastalıkların önlenmesinde etkin bir yöntem olacaktır.

Nar kabuğunda bulunan ellagik asit, antioksidan, anti-mutajen ve anti-kanser özelliklere sahiptir. İçerdiği flovanoidler, vitaminler, polifenoller, antosiyaninler, taninler vasıtasıyla kolesterol ve şekeri dengelemeye, kalp ve damar sağlığımızı korumaya ve kanser hücrelerinin de gelişmesini çok önemli oranda engellemeye yardımcı olur.

Nar meyvesindeki flavanoidler, fenolik bileşikler ve antioksidanlar suyundan çok daha fazla kabuğunda bulunmaktadır.

Nar kabuğunun faydalarını özetlemek gerekirse;

  • Antioksidan kaynağıdır ve vücutta biriken toksinlerin atılmasını sağlar.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı vücut direncini arttırır.
  • Grip, nezle, bronşit ve boğaz ağrısı gibi solunum yolu rahatsızlıklarının daha çabuk tedavi edilmesini sağlar.
  • Kan dolaşımını hızlandırarak yüksek tansiyonu engeller.
  • Cildin yenilenmesine ve daha genç görünmesine fayda sağlar.
  • Enerji verir ve zinde tutar.

Besinleri süper yapan içeriğinde bulunan vitamin, mineral ve bazı antioksidanlardır. Bu faydalı bileşenlerden biri de “quercetin“ yani “kuersetin“dir. Biyolojik ve farmakolojik çalışmalar kuersetinin antioksidan, antienflamatuvar, antiproliferatif ve antikanser etkileri olduğunu göstermiştir.

Kuersetinin aslında sağlığa olan faydalarından dolayı yüzyıllar boyunca kullanılmıştır. Antik çağ insanları sağlık iksiri olarak kuersetin açısından zengin nar suyuna büyük bir önem verirmiş.

Kuersetin; yeşil yapraklılar, soğan, elma, domates, bazı meyveler ve brokoli de dahil olmak üzere bitkilerde bulunan bir tür antioksidandır. İnsan diyetinde en zengin antioksidanlardan biri olarak kabul edilen kuersetin, serbest radikal hasarına, yaşlanmanın ve iltihaplanmanın etkilerine karşı savaşmada önemli bir rol oynamaktadır. Bu güçlü antioksidan bileşiğin, özellikle de anti-inflamatuar bir enzim olan “bromelain” ile birleştiğinde etkisi artar.

Kuersetin ile meyve ve sebzelerde bulunan diğer flavonoidlerin kanseri önlemedeki etkisi her geçen gün önem kazanmaktadır. Daha fazla meyve ve sebze yiyen insanların belirli kanser türlerine yakalanma riskleri düşük olma eğilimindedir. Flavonoidler, hücre mutasyonu, tümörlerin büyümesi ve radyasyon veya kemoterapi gibi tipik kanser tedavileri ile ilgili semptomlarla ilgili süreçlerin durdurulmasına yardımcı olabilir.

Kuersetin, beyin hücrelerini oksidatif stresten koruyabilen güçlü bir antioksidandır. Kuersetin dahil olmak üzere flavonoidler, birçok beyin bozukluğu ile ilişkili olan pro-inflamatuar molekülleri inhibe eder.

Araştırmalar, kuersetin içeren gıdaların, kalp rahatsızlığı ve kan damarı problemleri, alerjiler, enfeksiyonlar, kronik yorgunluk ve artrit gibi otoimmün bozukluklarla ilgili belirtiler gibi bir dizi iltihaplı sağlık sorununu yönetmesine yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Kuersetinin doğal bir antihistaminik ve anti-inflamatuar etkiye sahip olduğu belirtilmektedir. Histaminler, bağışıklık sistemi bir alerji veya hassaslık tespit ettiğinde salınan kimyasal maddelerdir ve vücudumuzun alerjik reaksiyonu olduğunda karşımıza çıkan rahatsız edici belirtilerden sorumludurlar. Kuersetin, belirli bağışıklık hücrelerinden histaminlerin salınmasını, öksürük, sulanmış göz, burun akıntısı, şişkin dudak veya dilde şişme ve hazımsızlık gibi semptomların azalmasına yardımcı olabilir.

“Zerdeçal, Asya mutfağında tipik olarak lezzet ve renk için kullanılan parlak sarı bir baharattır. Topraksı bir aroması vardır ve lezzet profili hafif acıdır, ince bir zencefil tadı vardır. Zerdeçal, “curcuminoids” adı verilen doğal olarak oluşan üç fitokimyasal içerir ve bunlardan en önemlisi ve araştırılan kurkumin'dir. Ancak zerdeçalın kurkumin içeriği o kadar yüksek değildir. Zerdeçal ağırlıkça yaklaşık % 3 oranında kurkumin içerir. Sarı renkli bir polifenol olan kurkumin, anti-tümör, antioksidan ve antienflamatuar aktiviteler gibi biyofonksiyonel özellikleri nedeniyle son yıllarda büyük ilgi gören bir polifenoldür.

Enflamasyon, yangı veya halk arasında bilinen adı ile iltihaplanma, canlı dokunun her türlü canlı, cansız yabancı etkene veya içsel/dışsal doku hasarına verdiği bir dizi yanıttır. Vücudunuzun yabancı istilacılarla savaşmasına yardımcı olur ve hasarın onarılmasında da rolü vardır. Enflamasyon olmadan, bakteri gibi patojenler kolayca vücudunuzu ele geçirebilir ve sizi öldürebilir. Bilim adamları, kronik ve düşük seviyeli enflamasyonun kalp-damar hastalıkları, kanser ve alzheimer başta olmak üzere neredeyse her kronik hastalıkta önemli bir rol oynadığına inanıyor. Bu nedenle, kronik enflamasyonla savaşmaya yardımcı olabilecek herhangi bir şey, bu hastalıkları önlemede ve hatta tedavi etmede potansiyel bir öneme sahiptir.

Artrit, eklem iltihabı ile karakterize yaygın bir hastalıktır. Birçoğu eklemlerde iltihaplanmayı içeren birkaç farklı türü vardır. Birçok çalışma, kurkuminin artrit semptomlarının tedavisine yardımcı olabileceğini ve bazı durumlarda anti-enflamatuar ilaçlardan daha etkili olduğunu göstermektedir.

Oksidatif hasarın, yaşlanmanın ve birçok hastalığın arkasındaki mekanizmalardan biri olduğuna inanılıyor. Serbest radikaller, yağ asitleri, proteinler veya DNA gibi önemli organik maddelerle reaksiyona girme eğilimindedir. Antioksidanların bu kadar faydalı olmasının temel nedeni, vücudunuzu serbest radikallerden korumalarıdır. Kurkumin, kimyasal yapısı nedeniyle serbest radikalleri nötralize edebilen güçlü bir antioksidandır. Ayrıca kurkumin vücudunuzun kendi antioksidan enzimlerinin de aktivitesini artırır.

Kanser, kontrolsüz hücre büyümesi ile karakterize korkunç bir hastalıktır. Hala ortak noktaları olan birçok farklı kanser türü vardır. Bazılarının kurkumin takviyelerinden etkilendiğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Kurkumin, kanser tedavisinde yararlı bir bitki olarak incelenmiştir ve kanserin büyümesini, gelişimini ve moleküler düzeyde yayılmasını etkilediğine dair sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmalar, kanserli hücrelerin ölümüne katkıda bulunabileceğini ve anjiyogenezi (tümörlerde yeni kan damarlarının büyümesi) ve metastazı (kanserin yayılmasını) azaltabileceğini göstermiştir. Birden fazla çalışma, kurkuminin laboratuvarda kanserli hücrelerin büyümesini azaltabildiğini ve test hayvanlarında tümörlerin büyümesini engellediğini göstermektedir.

Eskiden, erken çocukluktan sonra nöronların bölünemeyeceği ve çoğalamayacağına inanılıyordu. Ancak bunun böyle olmadığı artık biliniyor. Bu sürecin ana itici güçlerinden biri, beyninizde görev yapan bir tür büyüme hormonu olan beyin kaynaklı nörotrofik faktördür (BDNF). Depresyon ve alzheimer hastalığı da dahil olmak üzere birçok yaygın beyin hastalığı, bu hormonun azalmış seviyelerine bağlanmıştır. Kurkuminin, beyin BDNF seviyelerini artırabileceği ve bu sayede birçok beyin hastalığını ve beyin fonksiyonunda yaşa bağlı azalmayı geciktirmede hatta tersine çevirmede etkili olabileceği düşünülmektedir.

Kalp rahatsızlıkları, dünyadaki en önemli ölüm nedenidir. Curcuminin, kalp hastalığında rol oynadığı bilinen çeşitli faktörler üzerinde faydalı etkilere sahip olduğu bildirilmektedir. Endotelyumun işlevini iyileştirebildiği düşünülen güçlü bir anti-enflamatuar ajan ve antioksidandır.

Resveratrol (trans-3,4′,5-trihydroxystilbene), bitkilerin büyüme ve gelişme aşamalarının herhangi bir döneminde çevresel stres ve hastalıklara karşı, dayanıklılık mekanizmasının oluşturulması amacıyla üretilen ve genel olarak fitoaleksin (antimikrobiyal ve antifungal etkili bileşikler) olarak adlandırılan fenolik bir bileşiktir. En iyi resveratrol kaynağı kırımızı ya da siyah üzüm olarak adlandırılan üzüm çeşididir. Üzüm kabuğu ve çekirdeği resveratrol açısından en zengin bölümleridir.

Bugün artık geleneksel tıpta yüz yıllardır hastalıkların iyileştirilmesi için kullanılan bazı bitki ekstraktlarının ana bileşeninin resveratrol olduğu bilinmektedir. “Polygonum Cuspidatum” bitkisinin köklerinden elde edilen resveratrol miktarı oldukça yüksek düzeyde olan ekstrakt Çin ve Japonyada “kojo-kon” adıyla bilinen geleneksel bir ilaç olarak; alerji, cilt hastalıkları, hipertansiyon ve damar tıkanıklığı gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır.

Araştırmalar, resveratrol’ün antioksidan özellikler taşıdığını göstermiştir ve yüksek oranda hidrofilik ve lipofilik özellikleri yüzünden, C ve E vitaminleri gibi iyi bilinen antioksidanlardan daha etkili koruma sağlayabileceği ifade edilmektedir. Son zamanlarda, hücresel ve hayvan modellerinde yürütülen çok sayıda çalışmada, resveratrolün birçok biyolojik aktiviteye sahip olduğu ortaya konmuştur.

Resveratrol, kan damarlarının rahatlamasını sağlayan nitrik oksit üretimini teşvik ederek kan basıncını düşürücü bir etkiye sahiptir. Antioksidan etkisiyle LDL ya da kötü kolesterolün oksidasyonunu da azaltabileceği düşünülmektedir. LDL oksidasyonu damar duvarlarında plak oluşumuna neden olarak kalp sağlığını tehdit edebilmektedir.

Resveratrol bir antioksidan olarak diyabetli hastalarda görülen olası komplikasyonlara karşı vücudu koruduğu gibi antiinflamatuar özellikleri sayesinde yine diyabet ve diğer pek çok kronik hastalıktan korunmaya yardımcı olabilir.

Resveratrol takviyelerinin vücutta infalamasyonu azaltarak eklem hasarını önlemeye yardımcı olduğuna ilişkin başkaca hayvan ve laboratuar deneyleri de bulunmaktadır.

Hayvanlar üzerinde yapılan bazı araştırmalar, resveratrolün sinirleri koruyucu ve beyin fonksiyonları üzerinde etkili olabileceğini göstermektedir. İnsanlar üzerinde yapılan bir çalışmada, resveratrol alımından kısa bir süre (45 – 90 dakika) sonra yapılan incelemede beyin damarlarındaki kan akımının hızlandığı tespit edilmiştir.

Araştırmacılar resveratrol molekülünün, normal hücreyi kanserli hücreden ayıran nadir maddelerden biri olduğunu ifade ediyorlar. Yapılan bazı çalışmalarda, resveratrolün mide, kolon, göğüs, deri ve prostat gibi çeşitli kanser hücreleri ile mücadelede etkili olabileceği gösterilmiştir. Bu çalışmalarda kanserli hücrenin gelişimini, çoğalmasını ve yayılımını, gen ekspresyonunu değiştirerek kanserli hücrenin büyümesini önleyebileceğine dair sonuçlar elde edilmiştir.

Bunların dışında resveratrolün yaşlanmaya bağlı hastalıkları ortadan kaldıran bazı genleri aktive ettiğine dair bilimsel veriler de bulunmaktadır. Giderek artan çalışmalar doğal özütlerin ve polifenolik bileşiklerin beyin yaşı üzerinde pozitif etkiye sahip olduğunu söylemektedir. Resveratrolün yaştan kaynaklanan bunama rahatsızlığı olarak bilinen alzheimer hastalığına karşı da olumlu etkilerinin olduğu bilinmektedir.

Bromelain, ananasın saplarından ya da meyvelerinden elde edilen bir enzim karışımıdır. Bromelain içindeki aktif maddeler arasında vücuttaki proteinleri parçalayan enzimler olan proteinazlar ve proteazlar yer alır.

Bromelain özellikle burun ve sinüslerde oluşan şişkinliğin ortadan kaldırılması veya etkilerinin hafifletilmesi için ameliyat veya yaralanmalardan sonra etkili olabilen bir maddedir. Ayrıca saman alerjisi, ülser ve inflamasyon içeren bağırsak hastalıkları, yaralı yanık dokularının tedavisi, akciğerde ödem oluşumunun önlenmesi, kasların gevşemesi, kas kasılmasının desteklenmesi, kan pıhtılaşmasının azalması, kemoterapi ve antibiyotik ilaçlar başta olmak üzere birçok ilacın emiliminin arttırılması, kanserin önlenmesi, doğumun kolaylaştırılması ve vücudun yağ dokusundan kurtulmasının kolaylaştırılması için yardımcı olarak kullanılmaktadır.

Bromelain hem fibrinolitik (pıhtı eriten) hem de anti-trombosit (pıhtı oluşumunu engelleyen) etkisine sahiptir. Proteaz enzimi, trombositlerin topaklanmasını, arterlerde plak oluşumunu ve kan pıhtılarının oluşumunu azaltmaya yardımcı olabilir. Kardiyovasküler hastalıklara yönelik etkisiyle ilgili sistematik bir derlemeye göre bromelain, anti-enflamatuar ve anti-trombotik aktiveteye sahiptir.

Araştırmalar, bromelainin, tümör büyümesini önleme dahil olmak üzere, doğal anti-kanser etkileri olduğunu göstermiştir. Bromelainin anti-kanser etkisinin, kanser hücreleri ve bunların mikro-çevreleri üzerindeki etkilerinin yanı sıra immün, enflamatuar ve hemostatik (kanama durdurma) sistemlerin modülasyonunda olduğunu ifade etmek mümkündür.

Zerdeçalın etken maddesi “kurkumin” vücutta düşük bir emilme oranına sahiptir. Bu nedenle, bromelain ve kurkumin, emilimi artırmak ve her birinin anti-enflamatuar etkilerini güçlendirmek için genellikle birlikte formüle edilir. Bromelain ayrıca birçok sağlık etkisine sahip bir flavonoid olan “kuersetin” emilimini arttırmak için de kullanılmaktadır.